Nasreddin fıkraları

Ne biçim memleket

Nasreddin Hoca bir kış günü gece, bir köye gider. birden etrafını köpekler sarınca, yerden bir taş alıp atmak ister. ama her yer buz tuttuğundan, taşı alamaz. sonra kendi kendine söylenir:
-Ne biçim memleket, taşları bağlamışlar, köpekleri salıvermişler...


Balık

Hoca yolculuk sırasında mola verip bir hana girer, bu sırada hana bir başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan yiyecek birşeyler isterler. Ama hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyler ve bunu paylaşmalarını önerir. Bunun üzerine hoca 'ben balığın sadece başını yiyecem', der. Hancı bunun nedenini sorar, hoca da, 'balık başı zekayı artırır,balık başı yiyen insan akıllı olur', der. Bunun üzerine diğer yolcu hemen atılır ve hocaya, 'balık başını niye sen yiyeceksin, ben yemek istiyorum', der. Hoca da itiraz etmez ve balığın koca gövdesini hoca yer ve bir güzel karnını doyurur, diğer yolcu ise sadece balığın başını yer ve sonra hocaya seslenir, 'sen koca gövdeyi yedin karnını doyurdun, ben sadece kafayı yedim aç kaldım ', der. Hoca da bunun üzerine şunu der, 'bak, nasıl da akıllandın'.

Bizde kibir yok

Akşehirliler başlar Hocaya takılmaya:

-Hoca, senin evliya olduğun söyleniyor, doğru mu?

-Herhalde öyledir

-O zaman göster bize evliyalığını da inanalım

Hoca kalır mı altta? Tam karşısındaki bir çınar ağacını göstererek:

-Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!

Ağaçta hareket yok. Onun yerine, Hoca çınarın yanına gider.

 Akşehir'liler başlar gülüşmeye.

-Ya Hoca, sen ağacı getireceğine sen ona gittin,  bu mu senin evliyalığın?

-Bizde kibir  yok, evlat, dağ yürümezse ABDAL yürür.

O zaman başka

Hoca’nın kadılık yaptığı sıralarda bir adam gelmiş:

-Hoca efendi demiş,size bir şey danışacağım.
-Buyrun sorun.

Demiş Hoca, adam sözünü sürdürmüş:

-Geçen gün , komşuların size ait olduğunu söyledikleri bir inek,

tarlada bizim ineğin karnını vurup öldürmüş. Şimdi ne yapmam gerek?

Hoca , sakallarını sıvazlayıp bir an düşündükten sonra :

-Hayvan bu, demiş, dava edecek değilsin ya!..
-Teşekkür ederim kadı efendi.
-Sahibinin de bu işte suçu yok;ne bilsin böyle olacağını?

Adamın yüzü gülmüş, tekrar söze başlamadan önce:

-Kusura bakma kadı efendi, demin ben bir yanlışlık yaptım,

ölen inek benimki değil, seninki imiş.

Hoca, yerinden doğrulup:

-Bak demiş, şimdi iş değişti. O halde verin raftaki kara kaplı kitabı da hele bir bakalım!

Subaşının eşeği

Eşeği kaybolan Subaşı, ateş püskürmüş:

-Çabuk benim hayvanımı bulun, yoksa karışmam! Diye bağırmaya başlamış.

Herkesi bir telaş , bir korkudur almış. Eşeği aramak için dört bir tarafa dağılan Akşehirliler , yolda Hoca’ya rastlamışlar:

-Aman Hocam, bize yardım et. Yolda sahipsiz bir eşek bulursan hemen yakala n’olur.
-Eşek kimin?
-Subaşının.

Demişler. Hoca da: “Peki ararım” demiş ve türkü söyleye söyleye yolunu sürdürmüş. Karşısına çıkan bir köylü :

-Hocam, böyle türkü söyleyerek ne yapıyorsun?

Deyince ,Hoca:

-Subaşının kaybolan eşeğini arıyorum!

Demiş. Adam , yine sormuş:

-Peki , böyle türkü söyleyerek eşek mi aranır a Hoca?

-El elin eşeğini elbette türkü söyleyerek arar. Hele eşek zorla aranıyorsa. Üstelik Subaşınınsa...

Eşeğe neden ters binmiş

Bir gün Hoca, eşeğine binerek , arkasına takılan bir kısım insanlarla birlikte, camiden eve dönerken birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü insanlara dönük olarak eşeğe ters biner, yani semere ters oturur. Bunu görenler yaptığı hareketin nedenini sorarlar. Hoca şöyle der:

- Düşündüm taşındım, eşeğime böyle binmeye karar verdim çünkü saygısızlığı hiç sevmem. Siz önüme düşseniz, arkanızı bana dönmüş olacaksınız; usulsüzlük saygısızlık olur. Ben önde gitsem, size arkamı çevirmiş olacağım ki bu da doğru değildir. Böyle ters bindiğim zaman ise hem ben önünüzden giderim, siz de ardımdan gelmiş olursunuz; hem de karşı karşıya bulunuruz!

Perdeyi ben buldum

Bir ahbap topluluğunda Hoca’nın eline iş olsun diye bir saz tutturmuşlar:

-Hadi bize güzel güzel bir şeyler çal da dinleyelim!

Demişler. Hoca sazı eline alınca mızrabı bir aşağı bir yukarı teller üzerinde rastgele dolaştırmağa ve böylece tuhaf tuhaf sesler, gıcırtılar çıkarmağa başlamış:

-Aman Hoca demişler, saz dediğin böyle mi çalınır? Perdeler üzerinde usuliyle gezinmek gerek ...

Hoca , elindeki sazı dımbırdatmağı sürdürürken:

-Onlar perdeyi bulamazlar, aramak için gezinip dururlar. Ben buldu işte. Niçin boşu boşuna gezinip durayım, demiş. Gülmüş.
 

Baklava

Hoca, akşam eve giderken yolda biri Hocaya seslenir:

- Hoca, biraz önce bir adam büyük bir tepsi baklava götürüyordu.

- Beni ilgilendirmez!

-Ama Hoca, adam tepsiyi sizin eve götürüyordu.

- O zaman seni ilgilendirmez!

O zaman gör feryadı

Hoca eşeğini kaybetmis,  neşeli bir türkü tutturarak başlamış aramaya.
Ordan geçen biri  dayanamamış, sormuş:

Ya Hoca, eşek böyle neşeli türküyle mi aranır?

-Sorma, son umudum,  eğer bulamazsan gör o zaman bendeki feryadı!
 

Bu da düşünür

Hoca Akşehir pazarında bir satıcının etrafına toplanmış olan kalabalığa yaklaşır.Satıcı elindeki kuşu satmak için bağırmaktadır:

-50 Akçeeee,

Hemen yanıbaşında da başka bir satıcı:

 - 5 Akçeye tavuuk.

Hoca, bu fiyatlara bir türlü anlam veremez. Küçücük kuş 50 akçe, kocaman tavuk 5 akçe..

Satıcıya yaklaşıp sorar:

- Bu küçük kuş 50 Akçe eder mi?

- Hoca efendi, bu senin bildiğin kuşlardan degil, bunun adına papağan derler.

Hoca bir anlam veremez bu duruma  evin yolunu tuttuğunda. O an aklına birşey gelir, ve o hızla eve koşar, hindisini kaptığı gibi pazara  gider.

 Papağan satan satıcının hemen yanında başlar avazı çıktığı kadar:

- 100 Akçeye,  kuşşşşş

Papağan satan satıcı şaşırıp kalır:

- Yaa Hoca efendi, şaşırdın mı sen, bir hindi için 100 akçeye?

- Senin kuşun 50 akçe eder de bu niye 100 etmesin ki?

- Ama Hocam benim kuş konuşur, ya seninki ne yapar?

- Bu da düşünür!

Sen hep ağlayacaksın

NASREDDİN Hoca, ayrı ayrı yörelerde hayatlarını kazanmaya çalışan iki oğlunu da, tek tek ziyarete gitmiş.
Oğullarından biri:
- Bütün varımı yoğumu bağlara yatırdım, demiş; şayet havalar kurak gider de, üzümler zamanında olgunlaşıp kıvama gelmezse, anam ağlayacak...
İkincisi ise:
- Bütün varımı yoğumu, demiş; tuğla işlerine yatırdım. Şayet havalar yağışlı gider de, tuğlalar kurumadan ziyan zebil olursa, anam ağlayacak...
Nasreddin Hoca, dönmüş gelmiş evine. Karısı sormuş;
- İkisini de gördün; nasıl bizim çocuklar, anlatsana...
Hoca:
- Ne anlatayım, demiş; havalar kurak gitse de, yağışlı gitse de; sen hep ağlayacaksın...

Sakız

Bir gün politikacının biri, Nasreddin Hoca'ya:
- Hoca, demiş, sakız çiğnemeye öyle alışığım ki, helada bile çiğnemeden edemiyorum. Sence günah sayılır mı helada sakız çiğnemek?
Nasreddin Hoca:
- Yok, demiş, günah sayılmasına günah sayılmaz. Ancak görenler olursa, bok yiyorsun sanırlar...
 

 

Üzümbaba sitesi

 

Darıseki sitesi